HER PATRON BİR SÜRE SONRA İTFAİYECİYE DÖNÜŞÜR

Abone Ol

Yıllar önce fabrikanın birinin işlerini yapıyoruz. Bir yaz günüydü. Telefonum çaldı. Açtım. Arayan Usta nefes nefese kalmış “Abi, pano patladı Engin usta yerde yatıyor ne yapayım?”, diye var gücüyle anlatmaya başladı. “Ambulansı ara! Kimse dokunmasın! Şalterleri indir! Ben geliyorum”, diye bağırdığımı hatırlıyorum. Çalan telefonun melodisi hala kulağımda. Sinir sistemime yerleşmiş durumda. O günden sonra telefonumu hep sessizde kullanmaya çalışıyorum. Beyin bazı anları tehlike olarak kaydedermiş. Yıllar geçse de insan aynı sesi duyunca, içine aynı “endişe” çöküyor. Konu başlığımız daha iyi anlaşılsın diye, biraz daha derine inelim.

Her patron her işveren elinde sürekli görünmeyen bir hortumla dolaşır. Müdahale etmek zorundasındır. Çünkü bilirsin; söndürülmeyen her küçük yangın büyür. Yanlış alınmış bir karar bazen yılların emeğini silebilir”. Telefonlar hiç susmaz. Gece uyurken bile zihnin çalışır. Çek ödenecek, iş yetişecek, adam lazım, kur yükseldi, bu ay nasıl döneceğiz. Aynı zamanda bunlar “görünmeyen bir nöbettir” Hiç bitmez.

Çalışanlar “maaş” bekler, müşteriler “çözüm” bekler, devlet “vergi” bekler, aile ilgi bekler ve her şeyden önemlisi piyasa “hata yapmanı” bekler.

Bir çalışan iş bırakır, bir müşteri kırılır, bir ödeme gecikir, bir araç yolda kalır, makine bozulur, bir usta işi yarım bırakır. Sabah personel problemleri, öğlen müşteri baskısı, akşam finans hesapları. Telaşını belli edemezsin, korkunu konuşamazsın, yorgunluğunu gösteremezsin, ama “yangını” söndürmelisin.

İnsanlar patronun arabasını görür ama “uykusuz gecelerini” göremez. Ofisini görür ama “omuzlarındaki baskıyı” göremez. Kazancını konuşur ama “kaybetme korkusunu” bilemez. Çoğu zaman şirket ayakta kalır ama patronu içerden “sinsice” çökertir. Demem o ki “modern çağın en sessiz yorgunları patronlardır, işverenlerdir”.

İş kurmak tabiki zordur. Âmâ onu ayakta tutmak “bin kat” daha zordur. Bir işveren çoğu zaman para kaybetmekten korkmaz, emin olun çoğumuz öyleyizdir. İtibarımızı kaybetmekten korkarız. “Yıllarımızı kaybetmekten” korkarız. Yanımızda çalışan insanların “ekmeğini kaybetmelerinden” korkarız. Çalışanların “haklarının üzerimizde” kalmasından korkarız. Çoğu zaman bunun bedelini uykusuz gecelerle öderiz.

Patron hastalansa bile telefonu susmaz, Evdeyken aklı kasadadır, sevkiyattadır, personeldedir. Patronun kötü gün hakkı yok gibidir. Çalışanlar yorulunca izin alır. İşverenler yorulunca kahve içer. Patron tatile gitmez, sadece şehir değiştirir.

Evdesindir, “çocuğun” bişey anlatır, kafan başka yerdedir. “Eşin” konuşur sen hesap yapıyorsundur. Gece yatağa girersin ama zihnin hala iştedir. “İşyerinin kepenkleri kapalıdır ama zihnindeki kepengi asla indirmezsin”. Koca işletmeyi yönetirsin, lakin gecenin sessizliğinde tavana bakarken bulursun kendini.

Boşa yanan “lambayı” görmüşsündür, çöpe atılan “ekmekleri” hesaplamışsındır, geç yapılan işlerin maliyetleri canını yakmıştır, zihnin artık normal çalışmaz. “Çalışamaz”. Sürekli risk hesabı yapar. Çünkü yıllarca ayakta kalmaya çalışmışsındır. Reflekslerin inanılmaz hızlanmıştır. Hayata bile “maliyet” gözüyle bakarsın. Bir kafeye oturursun, kimsenin görmediği şeyi görürsün. Açık kalmış klimayı, yarım kullanılmış peçeteyi, musluktan bir saniye fazla akan suyu, mekânın kirasını düşünür, boş masaları sayar, israfa sinirlenir, başkaları için üzülürsün. Çünkü yıllar bize şunu öğretmiştir. “Büyük batışlar küçük israfların birikiminden olur”. Bu yüzden zihnimiz sürekli hesap yapar.

Bir iş geç mi başladı? Sen hemen “maliyetini” görürsün. Bir saatten ne olur? Derler. Âmâ sen o bir saatin domino etkisini çok iyi bilirsin. Kaçan müşteriyi, geç çıkan malı, vadesi yaklaşan çeki, hepsini aynı anda düşünürsün. Bir makine alırken, bir kredi çekilirken, bir işe girilirken imza “sadece kâğıda” atılmaz. İnsan bazen “ömrünü imzalar”.

Ezcümle; patron defalarca kandırılmıştır, defalarca “zarar” etmiştir. Kaç gece gözüne uyku girmemiştir. Hatta bazen “bir yanlış imza yüzünden” aylarca fazla çalışmıştır. Sürekli darbe ala ala “yaraları kabuk” bağlamıştır. İşte tam da bu yüzden beyni normal düşünmez, sürekli ama sürekli ihtimalleri tartar. Çünkü çok iyi bilir. Gerçek hayatın matematiğinde toplama işlemi sadece para değildir. “İhmal de birikir, yorgunluk ta birikir, hata da birikir”.

Velhasıl;
Değerli patron…
Kaç kere dağılıp yeniden ayağa kalktığını kimse bilmez.
İflasın kıyısından kaç kez döndüğünü kimse bilmez.
Herkesin yükünü taşıyıp, kendi yükünü içine attığın zamanları da…

Bu yüzden derin bir nefes al.
Çayını soğutma.

Bugünü de atlattın.

“Batmadan, dağılmadan, kimseyi aç bırakmadan…”

İyi ki varsın.

Loading...

Önünde saygıyla eğiliyorum.

Neşeyle ve sağlıkla kalın…

MAYIS 2026 volt gazetesi…