KENDİNLE KONUŞMA BİÇİMİNİ DEĞİŞTİRDİĞİNDE HAYAT DA DEĞİŞİR

Abone Ol

YAŞAM

Hayatta bazen çoğu şeye fark etmeden korkuyla başlıyoruz. Hata yaparsam ne olur, yeterince iyi değilsem ne olur, kontrolü kaybedersem ne olur. Zihnimiz, daha yolun başında olası felaket senaryoları üretmeye programlanmış gibi çalışır. Oysa psikolojide bilinen mutlak bir gerçek vardır: “İnsan en çok, kendine nasıl davrandığıyla yaralanır”.

HATA

Hata yaptığında “bittim” demek, gerçekte yaşanan hatadan çok daha yıkıcıdır. Çünkü bu cümle bir durumu değil, bir kimliği hedef alır. Oysa sağlıklı olan, “Yanlış yaptım ama yeniden başlayabilirim” diyebilmektir. Kendinle kurduğun iç diyalog sertleştikçe, hayat daha ağır gelir.

PAYLAŞMAK

Sürekli şikâyet eden bir zihin, fark etmeden kendini “çaresizliğe” ikna eder. Minnettarlık ise her şeyin iyi olduğu bir hâl değil; dikkatini tamamen olumsuza kilitlememeyi başarabilmektir. Psikolojik dayanıklılık, olan biteni inkâr etmek değil; “yükün tamamını tek başına” taşımamayı öğrenmektir.

KABULLENMEK

Hayatın kontrolünün her zaman bizde olmaması, zihni en çok zorlayan gerçeklerden biridir. Ancak ilginçtir: Kontrol yanılsaması azaldıkça kaygı da azalır. Çünkü insan her şeyi yönetmeye çalıştığında değil, yönetemeyeceğini kabul ettiğinde nefes almaya başlar. Her şeyi düzeltmek zorunda olmamak bir zayıflık değil, aksine rahatlamadır.

ADALET

İnsanlara karşı sert, kendine karşı acımasız olan bir zihin sürekli alarm hâlindedir. Oysa yumuşamak, tehlikeye açık olmak değildir; savunmayı biraz indirmektir. Haksızlık yaşandığında intikam düşüncesi kısa süreli bir güç hissi verir ama uzun vadede zihni zehirler. Adalet duygusu ise insana şunu fısıldar: “Her şey şu an anlaşılmak zorunda değil.”

Loading...

DENGE

Bağımlılıklar sadece maddeyle olmaz. “Onaya, statüye, paraya, insanların fikrine bağımlı yaşamak da psikolojik bir esarettir”. İnsan, değerini dışarıdan sürekli teyit ettirmek zorunda kaldığında iç dengeyi kaybeder. Olması gereken, “ hiçbir şeye bağımlı olmamak, kimsenin bakışına da teslim olmamaktır”.

YOLCULUK

Zor zamanlarda güçlü hissetmek zorunda değilsin. Psikoloji bize şunu söyler: Dayanıklılık, baştan güçlü olmak değil; sürecin içinde şekillenir. “Bunu kaldıramıyorum” demek, gerçekten kaldıramadığın anlamına gelmez. Çoğu zaman insan, dayanma kapasitesini ancak “zorlandığında” keşfeder.

BIKKINLIK

“Bu hiç bitmeyecek” hissi, zihnin daraldığı anlarda ürettiği bir yanılsamadır. Duygular, kalıcı gerçekler değildir. Şu an görünmeyen çıkış, yok olduğu için değil; “bakış açısı” daraldığı için görünmez.

BIRAKABİLMEK

Yalnızlık da çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sessizlik, her zaman terk edilmek değildir. Bazen zihnin dinlenmeye ihtiyacı vardır. Güçlü olmak zorunda değilsin. Bazen “vazgeçmemek” değil, “vazgeçebilmek” iyileştirir.

ACI

Acı insanı mutlaka bozar diye bir kural yok. Bilinçli kalabilen biri için acı, kişiliği sertleştirmek yerine derinleştirir. Mesele, yaşananın seni neye dönüştürdüğüdür. Belki de her kararın öncesinde kendimize sormamız gereken tek bir psikolojik pusula vardır:
“Bu seçim beni daha dengeli, daha insani, daha gerçek bir yere götürüyor mu? Cevap evetse, yol her zaman mükemmel olmasa da sağlıklıdır.