Son yıllarda evcil hayvan beslenmesi konusunda kamuoyunda oluşan algının önemli bir kısmı, ne yazık ki bilimsel verilerden çok pazarlama stratejileriyle şekillenmektedir.
Loading...
“Premium”, “Veteriner önerili”, “Tam ve dengeli”, “Grain free”, “Light” ya da “Sensitive” gibi ifadeler, hayvan sahiplerinde çoğu zaman güven duygusu oluşturmakta; ancak bu kavramlar tek başına bir mamanın biyolojik olarak en doğru seçenek olduğu anlamına gelmemektedir.
Beslenme; yalnızca enerji sağlamaya yönelik bir uygulama değil, metabolizmayı, bağırsak mikrobiyotasını, bağışıklık sistemini doğrudan etkileyen ve bu yönüylede ‘Longevity’ yaklaşımının merkezinde yer alan temel bir tıbbi unsurdur. Bu nedenle bir ürünün paketli olması paketinin premium görsellerle dolu olması onu otomatik olarak sağlıklı kılmadığı gibi, evde hazırlanıyor olması da onu doğrudan yetersiz ya da sakıncalı hale getirmez. Burda belirleyici olan; içeriğin kalitesi, sindirilebilirliği, biyoyararlanımı ve bireysel gereksinimlere uygunluğudur.
Özellikle obezite, gıda alerjileri, sindirim sistemi hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları ile dermatolojik sorunların yönetiminde standart kuru mamaların tek seçenek gibi sunulması, her zaman doğru bir yaklaşım değildir. Uygun şekilde formüle edilmiş, dengeli ve alanında uzman hekim kontrolünde planlanmış ev yapımı diyetler, birçok hasta için etkili bir alternatif oluşturabilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken temel ayrım, “evden artan yemek vermek” ile “bilimsel esaslara göre hazırlanmış ev yapımı mama” kavramlarının aynı olmadığı bilmektir.
Bugün artık şu algıyı yeniden değerlendirmek zorundayız! Kuru mama modern, ev yapımı beslenme ise eksik değildir. Doğru planlandığında taze, kontrollü ve bireye özel hazırlanmış bir beslenme modeli, birçok evcil hayvan için daha sağlıklı bir seçenektir. Çünkü asıl mesele mamanın ambalajı değil, hastaya uygunluğudur.