SORU: HER YÜK TAŞIMAYA DEĞER Mİ?

Abone Ol

Elli yaşını devireli yaklaşık iki yıl oldu. Son bir aydır “Lazım olur ”kelimesine takmış durumdayım. Gecenin bir saati anlamsız bir şekilde uyandım. Şunu fark ettim ki “lazım olur” kelimesini yalnızca eski eşyalar için kurmuyormuşum. Eski alışkanlıklarım, eski korkularım, eski kırılganlıklarım hatta bazen eski hayallerim için bile kuruyormuşum. Meğer hayatımın en ağır yükü “lazım olur” diye bırakmadıklarımmış.

Sabah kalkıp giyinme odasına geçtiğimde, sanki ilk defa odaya giriyormuşum gibi irkildim. Ne kadar çok kıyafetim vardı. Tıkış tıkış üst üste tişörtler, ceketler, yılan gibi kıvrılmış onlarca kravat, yıpranmış bir sürü ayakkabı ve daha neler neler. Bir gün giyerim diye aldığım ve hiç giymediğim gereksiz şeyler. O an, oda kapısının arkasındaki aynada kendimi gördüm. Dağınık olan oda değildi, “dağınık olan bendim”. Vazgeçmediklerim yüzünden giyinme odam bu haldeydi. Bana hizmet etmeyen şeyleri hayatımdan çıkarmalı mıydım? Vazgeçişlerim kayıp olur muydu? Sonra fark ettim ki sakladığım şeylerin büyük bir kısmı aslında çoktan kaybolmuştu. Ben sadece onların yokluğunu kabul etmeyi erteliyordum. Yıllardır bir birimizi bekliyorduk. Ben onları giymeyi, onlarda emekli olmayı. Ne olması gerektiğine hiç birimiz cesaret edememiştik sabah şunu öğrendim. Neyi taşıyacağım önemli değildi. Neyi artık taşımayacağım önemliydi.

Evden çıktım, o gün bir kamu dairesinde iş görüşmem vardı. Asansöre bindim 4. Kata bastım, sessiz bir şekilde asansör yukarı yol alırken, çağırma butonunun üzerindeki uyarı levhasına gözüm takıldı. “Lütfen asansörümüze taşıma kapasitesinden fazla kişi binmeyin. Ağır yük taşımayın”. Sessizce çalışan bu asansör, farkında olmadan bana hayatın en önemli derslerinden birini veriyor olabilir miydi?

Asıl soru şuydu: Asıl soru şuydu: “Neden bazı yükler bizi tüketirken, bazıları bizi güçlendirir”? Gelin Meseleye farklı bir açıdan bakmayı deneyelim.

Sırtında çocuğunu taşıyan bir baba yorulur ama şikâyet etmez. Aynı ağırlıktaki bir çuvalı saatlerce taşımak ise insana eziyet gelir. Demem o ki, insanı yoran yalnızca ağırlık değil, ağırlığın anlamını kaybetmesidir. Yük yormaz. Anlamsız hale gelmiş yük yorar. Yani tükenme yükün ağırlığı ile ilişkili değil, gereksiz olduğu halde omuzunda taşımaya devam ettiğin ile ilişkili.

“Bir ağacın yeni filizler verebilmesi için kuruyan dalların budanması gerekmez mi. Hem de her yıl”. İnsan da öyle değil midir? Bazen ilerlemek eksiltmeyi gerektirmez mi. Yeni dünya düzeninde belki de anlamamız gereken yegâne şey, “neyi taşımamız gerektiğini ”anlayabilmektir.

İşletmelerimizde de durum bundan çok farklı değil. “Lazım olur” ne kadar tanıdık bir cümle.

Loading...

Zarar eden bir ürünü belki bir gün yeniden satılır diye yıllarca üretmeye devam ediyoruz. İleride büyük bir iş getirir diye kazandırmayan müşteriyi bırakamıyoruz. Şimdi bununla uğraşmanın zamanı değil diye, verimsiz bir sistemi değiştirmiyoruz. Bunca emek verdik şimdi vazgeçemeyiz diye, anlamsız şeylere para ve zaman harcamaya devam ediyoruz. Biz bu işi hep böyle yaptık diyerek, işletmeye değer katmayan süreçleri koruyoruz. Yanlış bir kararı sürdürmek için dün verdiğimiz emekler bugün gerekçe olamaz “Gemi su almaya başladığında kaptan ilk olarak yükünü hafifletir. Çünkü bazen varışa ulaşmanın tek yolu, vazgeçmeyi bilmektir”. Bu kaide İş dünyasında değişmez bir kuraldır. Yani, süresi dolmuş doğruları B ı r a k a m ı y o r u z.

Gelişmek, yıllardır enerjimizi tüketen (sözüm ona) birkaç müşteriye, artık birlikte yürüyemeyeceğiz diyebilmektir. Tıpkı ağacın dallarının budanması gibi. Yanlış olduğu artık açıkça görülen kararları, zamanın da alabilmek te en az o kadar önemlidir. İşletmelerimiz çoğu zaman yaptığımız hatalar yüzünden değil, düzeltebileceğimiz hataları, yıllarca taşımaya devam ettiğimiz için yorulur.

Bazen hayatın bize verdiği en büyük nimet, yeni yükler almak değil; bize hizmet etmeyen yükleri usulca yere bırakmaktır

Velhasıl…

“Her yük ağır değil.

Her vazgeçiş de kayıp değil dir”.

Sağlıkla ve neşeyle kalın.