SORU: TECRÜBE Mİ, ALIŞKANLIK MI?

Abone Ol

Yıllar önce buna benzer bir yazı okumuştum. O zamanlar çok mantıklı gelmemişti; ama bugün, aradan geçen yıllarla birlikte ne demek istediğini daha iyi anlıyorum. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle bir cümleydi:

“Tecrübe değişime direnmenin özgeçmişidir. Çok uzun süre aynı şeyi yapmak, onu doğru yaptığımızın kanıtı değildir; Sadece o şeye ne kadar uzun süre alıştığımızı gösterir”.

Aslında anlatılmak istenen çok daha basitti: Geçmişteki başarılarımızı bugünün doğrularına kefil yapmayın”.

Lafı fazla uzatmadan, biraz da kendimize dönüp şu soruları soralım:

Bir şeyi uzun süre yapmak, tek başına tecrübe midir? İnsan yanlışını da yıllarca tekrarlayabilir mi?

Aynı müşteriye yıllarca aynı şekilde davranmak, aynı hatalı hesabı tekrar tekrar yapmak, aynı çalışanı aynı yöntemle yönetmek ve aynı problemi her yıl yeniden yaşamak tecrübe midir?

Peki, yıllarca piyasanın içinde olmakla, piyasadan bir şey öğrenmek aynı şey midir?

“Aynı işi, aynı yöntemle, aynı düşünceyle 20 yıl boyunca yapmak gerçekten 20 yıllık tecrübe midir; yoksa aynı yılı 20 kez tekrar etmek mi dir”?

Müşterinin beklentisi değişmez mi? Maliyetler, teknoloji, rakipler, hatta satın alma alışkanlıkları değişmez mi?

Peki o zaman sorun gerçekten piyasanın bozuk olması mı, yoksa firmanın piyasanın değiştiğini kabul etmemesi mi?

Dün sadece ürünü isteyen müşteri, bugün aynı ürünün yanında hız, kalite, güven, iletişim ve satış sonrası hizmet de istemez mi?

Dün “Ne zaman teslim edersiniz?” diye soran müşteri, bugün “Yarın teslim edebilir misiniz?” diye sormaz mı?

Müşteri değişirken biz aynı kalıyorsak, buna tecrübe mi demeliyiz; yoksa değişen dünyaya eski yöntemlerle cevap vermekte ısrar mı etmeliyiz?

Dün doğru olanla bugün ısrar etmek tecrübe değil, değişimi görmezden gelmektir.

Belki piyasa bozulmamıştır.

Belki de piyasa, bizim alıştığımız piyasa olmaktan çıkmıştır.

Belki müşteriler nankör değildir.

Belki müşterilerin beklentileri değişmiştir; biz ise “Nerede yanlış yaptık?” diye sormayı bırakmışızdır.

Belki çalışanlar çalışmaz değildir.

Belki çalışma hayatının kuralları değişmiştir; biz ise “Onu kaybetmemize sebep olan neydi?” diye hiç düşünmemişizdir.

Loading...

Belki rakipler haksız değildir.

Belki de rakipler bizden daha hızlı değişmiştir; biz ise “Biz bu işi nerede yanlış hesapladık?” diye sormamışızdır bile.

Belki maliyetler kontrolden çıkmamıştır.

Belki biz maliyet yönetimimizi zamanında değiştirmemişizdir.

Belki teknoloji işlerimizi elimizden almamıştır.

Belki de biz teknolojiyi işlerimizin içine yeterince sokmamışızdır.

Ve belki de asıl soru şudur:

Piyasa gerçekten kötüleşmemiştir. Biz, değişen piyasayı hâlâ eski piyasanın kurallarıyla okumaya çalışıyoruzdur.

Daha da kötüsü, yılların verdiği tecrübe bize yol göstermek yerine gözümüzü bağlamış olabilir.

Esas tehlike aslında tam da burada başlıyor.

Tecrübe, geçmişte kaç yıl yaşadığımız değildir.

O yılların bizi ne kadar değiştirdiğidir.

Eğer 20 yılın sonunda hâlâ aynı hataları yapıyor, aynı insanları suçluyor, aynı yöntemlere sarılıyor ve yeni hiçbir şey öğrenmiyorsak…

Belki 20 yıllık tecrübemiz yoktur.

Sadece bir yıllık tecrübeyi 20 kere tekrar etmişizdir.

İnsan bir şeyi uzun süre yaptığında, onun doğru olduğuna inanmaya başlıyor.

“Bunca yıldır böyle yaptım ve hâlâ buradayım.”

Ama hayatta kalmış olmak, doğru yapmış olmak anlamına gelmez.

Bir yöntem bizi 20 yıl ayakta tutmuş olabilir.

Ama bu, önümüzdeki 20 yıl da bizi taşıyacağı anlamına gelmez.

Velhasıl…

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, dünün doğrularını yarının garantisi sanmaktır.

Belki de artık tecrübelerimize güvenmekten çok, tecrübelerimizi sorgulama cesaretine ihtiyacımız vardır.

Çünkü bazen insanın önündeki en büyük engel, bilmediği şeyler değil;

Çok iyi bildiğini sandığı şeylerdir.

Sağlıkla ve neşeyle kalın.