Eskiden kendimizi tanımlarken tek bir sıfat kullanırdık:

Müslüman…

Eskiden dediğim 70’li yılların sonu 80’lerin neredeyse tamamı.

Bu tanımlamaya başta ‘sağcılar’ olmak üzere birçok kimse itiraz ederdi.

Hele de büyüklerimiz…

‘Ne yani biz Müslüman değil miyiz?’ şeklinde bir itirazla karşı çıkılırdı bu tanımlamaya. 

Babalarımızdan yukarıya doğru büyüklerimizin itirazını anlamak mümkün hatta bu itirazı anlayışla karşılamak lazımdı, biz de öyle yapıyorduk zaten. Zira onların kavram dünyasında bizi kuşatan şeyler yoktu ve bu sebepten ötürü mazurlardı.

Ama diğerleri öyle değil elbette…

Biz, kendimize ‘Müslüman’ derken başkasına ‘kâfir’ demeyi amaçlamıyorduk. Her ne kadar bu sözün ‘mefhumu muhalifinden’ böyle bir sonuca gitmek mümkünse de, maksat kesinlikle kendi referansımızın altını çizmekti.

Müslüman:

Yani, Allah’a kul olmayı seçen, beşerî ve tağutî sistemleri tüm veçheleriyle birlikte reddeden, İslâm ahlak ve fazilet anlayışını hayatına düstur edinen, ‘İman edip Salih ameller’ işleyen, merkezinde ‘İslâm’ olan bir hayat felsefesini savunan, bunun için gerekiyorsa kavga etmeyi, işkence görmeyi ve hatta ölmeyi göze alan, hülasa Müslüman…

Bizim literatürümüzde bu ifadenin karşılığı tastamam buydu. O nedenle ‘sağcı’ nitelemesine şiddetle karşı çıkar hatta bu yüzden sağı, soldan daha fazla eleştirme ihtiyacı hissederdik. 

Şimdilerde kavramlar herc-ü merc olmuş!

‘Müslüman’ tanımlaması ise adeta tarihe karıştı.

Konjonktür hazretlerinin uygun gördüğü çeşitli sıfatlar cirit atıyor ortalıkta artık…

Artık kendisine, ‘muhafazakâr’, ‘solcu’, ‘liberal’, ‘milliyetçi’, ‘demokrat’ vs, vs, yardımcı sıfatları yakıştıran, bundan zerre kadar yüksünmeyen, bidayette ‘Müslüman’ olmakla yetinmiş hayli kalabalık bir kitle var.

Hayır, sakın yanlış anlaşılmasın!

İstiyorlarsa tabii ki, bu sıfatları taşıyabilirler. Biz, tam da bunu söylüyoruz zaten. Herkes, ait olduğu kampı, komplekssiz ve tüm açıklığı ile birlikte deklere etmeli!

Sözgelimi muhafazakâr muhafazakârlığını bilmeli, solcu, solculuğunu, liberal liberalliğini, ila ahir…

Ama şu var ki, ‘Müslüman’ ne sağcı olur ne solcu, ne de liberal.

Dikkat buyurun, ‘Müslüman’ derken yazının başında sözünü ettiğim hususi nitelemeye atıfta bulunuyorum.

Kimse işgüzarlık edip, ‘ne yani ben kâfir miyim?’ demagojisine tevessül etmesin.

Meselenin tam bu noktasına şu hususun altını çizmek şart!

Geçmişte kendimizi ‘Müslüman’ diye nitelerken bu tanımlamaya bir parça ‘ideolojik’ anlam kazandırılmış idi ne yazık ki. Oysa olması gereken, diğer tüm montaj sıfatlar nasıl reddediliyorsa tıpkı bunun gibi, ideolojik formatlanmaya da itiraz etmek ve hatta böyle bir maraza düşmemeye azami ölçüde hassasiyet göstermektir. 

‘Müslüman’ derken; ‘İslâm ahlak ve fazilet’ kavrayışının hayata tatbikinden söz edildiği açıkça vurgulanmalı, referansın bu idrak iklimi olduğunun altı bahusus çizilmeli…

Geçmişte yapılan anlamsız bir hatadan ise özenle uzak durulmalı.

Yani, kendi dışımızda kalan diğer efkâr hakkında sabit fikirden uzak durup, eleştirilmesi gerekeni eleştirmekten, doğru olanı tespit etmekten imtina etmemeli ve ‘anın vacibi’ neyi gerektiriyorsa ona işaret etmekten kaçınılmamalıdır.

Umumi bir ifade kullandığımın farkındayım ve bu nedenle mezkûr cümleyi şöyle tashih edebilirim.

En azından ben, böyle davranma ceht ve gayreti içerisinde olacağım.

Nihat NASIR

[email protected]