Enflasyonun, güçlü dolar emarelerinin ilk işaretinin atıldığı Jackson Hole sempozyumunda konuşan FED Başkanı Powell'in  yüzde 2 enflasyon açıklaması 16 eylülde  Amerikan Merkez Bankası toplantısında resmiyet kazandı.

Politika faizi %0 ile %0,25 arasında sabit tutuldu. İlk defa faizlerin seyri hakkında tarih verildi 2023 yılına kadar faizlerin değiştirilmeyeceği ve ortalama oranın dikkate alınacağı bildirildi. Bu kararla önceki yazımda bahsettiğim gibi dünyada enflasyonist vakaların çoğalacağının altını çizmiştik. Keza ülkemizde de döviz rekorlarının ardı ardına gelmesi ve FED'in bu kararıyla da Merkez Bankamızı 24 eyüldeki toplantısında faiz artırımına zorladığını söyleyebilirim.

PES DEDİRTECEK OLAY!

11 eylülde kredi derecelendirme kuruluşu Moody's,  kredi notumuzu B2 seviyesine düşürdü. Raporlarında son yıllarda geliştirilen politikaların yapısal makroekonomik sorunların kırılganlığının daha da artırdığını etkin politika uygulama konusunda isteksizlik olduğundan bahsedilmiş. Bugüne kadar enflasyon ve cari açık gibi yapısal kırılganlıklarımıza karşı güçlü mali dengenin yerini giderek artan bütçe açığına bırakması onlara bu kararı almalarını sağlamış görünüyor. Ülkemizde Moody's kadar sert not indirimi vermeselerde S&P ve Fitch'te negatif olarak bizi takip ediyor. Belki buraya kadar her şey tamam ancak B2 seviyesindeki ülkelere baktığımızda: Kenya, Kırgızistan, Uganda, Kostarika, Jamaika, Srilanka gibi ülkelerle eşdeğer tutulmamızda bu kadarı da pes dedirtecek cinsten.

TÜRKİYE EKONOMİSİNE SİYASİ NOT

Kredi Derecelendirme kuruluşlarının verdikleri bazı kararların siyasi olduğu çok açık. Yükseltirken de düşürürken de bu boyut var ancak şu anda verilen B2 notunun ülkemizin kırmızı çizgileri olan Doğu Akdeniz ve Yunanistan'a karşı geç kalınmış tavrımızdan kaynaklandığını bir nebze söylemek mümkün. Türkiye Cumhuriyeti’nin altyapısı ve ulaşım hattı, banka ve finans kurumları ve firmalarına baktığımızda bu ülkelerle yatırım konusunda eşdeğer tutulmak reva değil. Hak, adalet, hukuk ve eğitim konularında bir türlü çözemediğimiz yapısal sorunlar var olsa da B2 notunun siyasi boyutunun daha ağır bastığını söyleyebilirim.

Tabi böyle bir küresel kriz mevcutken ülkemize gelebilecek yabancı yatırımcıların bu kredi derecelendirme kuruluşların notlarına bakarak yatırım yaptığını da bildiğimiz için yabancı yatırımcıların, ülkemizin borsası ve işçiliği ucuzken ülkemize gelip üretim yapacaklar mı soru işareti.  Borsa İstanbul'daki hisselerin %70 i yabancıyken şuanda %50 seviyelerine düşmesi de bu not indirimlerinin bir sonucu.

BU DURUMDA MALİYET ENFLASYONU KAÇINILMAZ

Merkez bankamız Covid-19 ve küresel piyasa krizi nedeniyle bazı şeylere biraz mecbur kaldı diyebiliriz. Merkez bankasının net rezervlerinin eksilerde olması ekonomi yönetiminin rekabetçi kur sistemine dönmek zorunda kalması sonucunu bugün karşımıza çıkardı. Bugüne kadar sabit kur, bağımsız para politikası ve serbest piyasa hareketleri; üçü birlikte denendi ama üçü de imkansız üçlüydü. Enflasyonu kontrol etmek için Merkez Bankası Dolar kurunu 6,85 bandında tutmaya çalıştı ama bunun da bütçeye bir maliyeti oldu. Ya sabit kur rejiminden yada serbest sermaye hareketlerinden vazgeçmek gerekiyordu. Türkiye'de üretilmeyen ithal mallara aşırı ek vergi gelmesi ve tarife dışı engeller de şuan vatandaşın cebine yüklenen bir külfet oldu. Katma değer yaratamadığımızdan dolayı ekonomimizin sanayimizin hammadde ve yarı mamülü ithal etmesinden kaynaklı maliyet enflasyonuyla tekrar karşılaşıyoruz.

3.çeyrekte ilk ay sanayi üretim endeksi, perakende satış endeksleri artmış yani ilk 2 çeyreğe göre hareketlenme başlamış ancak bununla birlikte cari açıkta artmış. Bunun anlamı Türkiye'de ithalat varsa ekonomide dinamizm var. Bu kadar ek vergiye rağmen kıpırdanma olsa da uzun vadede bu şekilde gidebilecek gibi durmuyor.

BES FONLARI KAYGI OLUŞTURDU

Ülkemizdeki bazı piyasa aktörleri de maalesef dedikodu peşinde olduğu için kötü niyetli beyanlarla enerjilerini başka yerlerde sarf ediyor. Türkiye’de emeklilik fonlarının yarısından fazlası reel olarak 2020'de negatif getiri veriyor. Altın fonlarını bir kenara bıraksanız üçte ikisi zarar ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BES konuşmasıyla ilgili bir sürü dedikodu üretilse de bunun yeni bir şey olmadığını, zaten fonların reel sektör için fon talep ettiği fon aldığı yerlerde kullanıldığı gerçeği var. Bu fonlar mevduata yatırılsa zaten  pul olacaktı. Ortada yanlış bir şey yok. Zaten bu fonlar reel sektörün borçlanma araçlarına gitmekteydi. Bu yüzden eleştiri olarak şunu söyleyebilirim: BES fonlarıyla geleceğinin çalındığını düşünenler sizin her şeyiniz her zaman güvende mi olacaktı? Bu yeni bir durum değil. İnsanları paniğe sürüklemenin doğru olmadığı kanaatindeyim.

BASİRETSİZLİĞİN  BEDELİ …

Grafiklere baktığımızda döviz ve altının  her sene yukarıya doğru gittiğini görüyoruz. Evet bugün baktığımızda da pandemi gerçeğiyle de bu ivmede gideceği gözüküyor.  Ancak dünyada yüzbinlerin çalışma hakkı elinden alınmış, tarihin en büyük istihdam kaybı yaşanmış, her gün onlarca kişinin ölümü normalleştirilmişken; dedikodular üretmek yerine çözümler üretmeliyiz.  İnsanlığa faydalı işleri,  çarpıcı, sıra dışı ve marifetli işleri yapabilmemizin tek yolu eğitim ve toplumumuzdaki genç beyinlerden geçiyor. Ülkemizde bu potansiyel fazlasıyla mevcutken basiretsizlikler ve her şeyin kolayına kaçarken,  bedelini hep ödemek zorunda kalıyoruz.

Ekonominin sadece ekonomi olmadığını bu yazımda özetlemeye çalıştım. İçimizdeki potansiyeli fark edene kadar… Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle... Sağlıkla kalın