Konu daha iyi anlaşılsın diye başlığımızı biraz açarsak, kusursuz olma çabası, kusursuzluk takıntısı, aşırı titizlik, tam olma saplantısı veya hata kabul etmeme hali, bir diğer deyişle mükemmeliyetçilik,

Mükemmeliyetçilik, çoğu zaman dışarıdan bir başarı motivasyonu gibi görünse de özünde derin bir kararsızlık ve kayıp korkusu barındırır. Sylvia Plath’ın Sırça Fanus adlı eserinde yer alan incir ağacı metaforu bu içsel çatışmayı çarpıcı bir biçimde ortaya koyar: “Hayatımın önümde bir incir ağacı gibi dallanıp budaklandığını görüyordum. Her dalın ucunda tombul, mor bir incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, bana göz kırpıyordu.” (Plath, 1963/2017, s. 83).

Şunu ifade etmek istiyorum aslında. Her bir incir bizim hayatımızdaki seçimlerdir. Arzu edilen bir yaşam ihtimalini temsil eder ancak, bu ihtimallerin çokluğu, seçim özgürlüğünden ziyade bir seçim felcine dönüşebilir.

Mükemmeliyetçi zihin için seçim yapmak, yalnızca bir yolu seçmek değil, aynı anda diğer tüm olasılıkları yitirmek anlamına gelir. Bu nedenle kişi, en doğru, en kusursuz seçimi yapana kadar beklemeyi tercih eder. Fakat bu bekleyiş, zamanın durduğu bir alan yaratmaz; aksine, kaçınılmaz bir ilerlemeyi başlatır.

Burada belirleyici olan, hataya yüklenen anlamdır. Mükemmeliyetçilikte hata, öğrenme sürecinin doğal bir parçası değil; benliğin yetersizliğinin kanıtı olarak algılanır. Bu yüzden kişi, risk almaktan kaçınır ve olasılıkları zihinsel düzeyde tutarak kendini korumaya çalışır. Ancak bu koruma, giderek daralan bir yaşam alanı yaratır. Seçim yapılmadıkça, potansiyel korunur gibi görünür; fakat gerçekte potansiyel, kullanılmadığı ölçüde anlamını yitirir.

İncir ağacı metaforu, mükemmeliyetçiliğin bu paradoksunu görünür kılıyor aslında. Kişi en doğru seçimi bulana kadar beklediğinde, aslında tam da yaşanabilir olan fırsatların zamanla değerini yitirip ortadan kalktığı gerçeği ile baş başa kalır. Bu durum yalnızca gecikmiş bir karar değil, aynı zamanda kaçırılmış deneyimlerin birikimi anlamına gelir. Çünkü bazı olasılıklar, ancak belirli bir zamanda ve koşulda anlam taşır; ertelendiklerinde ise geri dönülemez biçimde kaybolurlar. Mükemmeliyetçi zihin bu kaybı önlemek isterken, ironik bir şekilde onu hızlandırır.

Örneklendirecek olursak, günlük yaşamda bu durumla sık sık karşılaşırız. Bir e-postayı “daha iyi ifade edebilirim” diye göndermeyi ertelemek, bir projeye “henüz hazır değilim” diyerek başlamamak, ilişkilerde “daha doğru zamanı” beklemek ya da bir kararın tüm sonuçlarından emin olana kadar harekete geçmemek… Tüm bu örneklerde ortak olan şey, kusursuzluk arayışının eylemin önüne geçmesidir. Zaman ilerledikçe fırsatlar daralır, seçenekler azalır ve kişi çoğu zaman geriye dönüp baktığında kaybettiği şeyin yanlış seçim yapmak değil, hiç seçim yapmamış olmak olduğunu fark eder.

Sonuç olarak mükemmeliyetçilik, kusursuz olanı bulma çabası değil; kusurlu olanla temas etmekten kaçınma biçimidir. İncir ağacının altında bekleyen özne için asıl dönüşüm, tüm seçenekleri korumaya çalışmak yerine, bir seçeneği yaşama cesaretini gösterebilmekte başlar. Çünkü yaşam, ertelenmiş ihtimallerde değil, alınmış risklerin içinde şekillenir. Elbette hareketsizlik de bir seçimdir ama unutmayın ki en yanlış karar bile kararsızlıktan iyidir, en azından sizi bir adım öteye götürür.

Ümit Yaşar Oğuzcan, ‘Seçemediklerim, seçtiklerimden daha ağırdır bazen.’ der.


Oğuz Atay ise, ‘Karar vermek bana hep bir kayıp gibi gelirdi; sanki her seçim, diğer bütün ihtimallerin ölümünü gerektiriyordu.’ diye devam eder.”

Ezcümle; “insanı en çok yoran, bazen yaşadıkları değil; yaşayamadıklarının sessiz ağırlığıdır.

Klinik Psikolog

Melike Yalçın

Kaynakça (APA 7):
Plath, S. (2017). Sırça fanus. (Orijinal eser 1963’te yayımlanmıştır.)