Dünya artık düz bir çizgide ilerlemiyor. Kırılmalar ani, etkiler zincirleme. Önümüzdeki dönemi anlamak için tek bir soruya cevap vermek gerekiyor: Ekonomik anlamda Neyle karşı karşıyayız, bizi ne bekliyor!

Bugünün dünyasında hiçbir kriz tek başına kalmaz. Faiz artar, Şirketler zorlanır, İstihdam baskılanır, Toplumsal huzursuzluk artar, Siyasi risk yükselir, Yatırım kaçar Para birimi zayıflar. Bu yüzden birçok şirket, ülke ve birey hazırlıksız yakalanır. “Henüz bana gelmedi, demek ki yok. Oysa yeni dünyada: etki gecikmeli gelir Geldiğinde sert gelir Tepki süresi çok kısadır.

Jeopolitik krizlerle hızlanan süreç şunu net biçimde gösterdi: Küreselleşme yavaşlıyor, tedarik zincirleri kısalıyor, ülkeler içe kapanıyor ve devlet müdahalesi artıyor. Bu, serbest piyasanın sonu değil ama serbest piyasanın daha kontrollü bir versiyonuna geçildiği anlamına geliyor. Sermaye artık hızlı değil, temkinli hareket ediyor. Bizi ne bekliyor sorusuna verebileceğim yegâne cevabı iki kelimeyle özetleyebilirim. “Ayıklanma süreci”.

Bu süreçte borçla ayakta duranın işi çok zor, nakit akışı güçlü olan ayakta kalır, kayıt dışı alan daralır, kurumsallaşma zorunlu hale gelir. Velhasıl anlayacağınız dayanıklılık ödüllendirilecek. Herkese kredi dönemi değil, doğruya kredi dönemi başlayacak. “Nasıl olsa döner” dönemi kapanacak. Artık hesap yapan, senaryo kuran, B planı olan ayakta kalacak. Ekonomik dalgalanma hiç bitmeyecek, hızlı zenginleşme çok zor artık, gün sonunda sabırlı ve disiplinli olan kazanacak.

Türkiye ekonomisi artık genel büyüme hikâyeleriyle değil, sektörel dayanıklılık üzerinden okunmalı. Önümüzdeki dönemi “kim kazanır?” değil, “kim ayakta kalır?” sorusu belirleyecek.

Ayakta kalanlar, Tek senaryoya güvenmeyenler, “olmaz” demeyenler, esnek ve temkinli olanlar, Psikolojik dayanıklılığını koruyanlar olacak.

Konu başlıklarını biraz açalım.

Tek senaryoya güvenmeyenler. Bu kararsızlık değil çoklu hazırlık demek. Tek plan yok. Bir plan bozulduğunda ikinci refleksi olan hayatta kalır. Plan (A) sorusu çökerse ne yaparım sorusu artık lüks değil, zorunluluk.

Olmaz demeyenler. “Olmaz” kelimesi bu çağın en pahalı hatası. Olmaz denilen her şey önce olur, sonra normalleşir “Bu kadar da olmaz” diyenler genelde ilk yakalananlar olur. Artık soru şu değil: Olur mu? Olursa ne yaparım?

Esnek ve temkinli olanlar: Bu madde sadece para değil, hayat stratejisidir. Esnek olmak = yön değiştirebilmek. Temkinli olmak = riskleri romantize etmemek. Güç “büyüklükte” değil hareket kabiliyetinde.

Psikolojik dayanıklılığını koruyanlar: En kritik ama en az konuşulan madde bu. Panik yapan yanlış karar alır. Sürekli korkan fırsatı göremez. Duygusal anlamda dalgalanan stratejiyi sürdüremez Sonuç olarak bu çağda aklı güçlü olan kasası zayıf olsa bile ayakta kalır..

Özetlersek: Yeni dünyada kazananlar, en zeki olanlar değil; en hazırlıklı, en esnek ve en soğukkanlı olanlar.