Yanlış ile doğru arasındaki seçim aslında kolaydır. Çoğu zaman kararlar zordur ama nettir. Vicdan pusula olur, Ahlak rehber olur çözülür işler.
Asıl acı iki doğru arasında kalmaktır. Konu başlığımızdaki trajedi iki haklı gerekçenin çarpıştığı yerde başlar. Yani ikisi de doğru, ikisi de değerli ama birini seçtiğinde diğerini incitirsin. Hangi yolu seçersen seç, bilinçli bir kaybı göze alırsın ve bir taraf hep eksik kalır.
Ailemi iş mi? Çoğu zaman Aile ve iş arasında bocalayıp dururuz. İkiside doğrudur. Burada trajedi ikisi arasındaki keskin çizgilerimizdir. Çocuklarımızla vakit mi geçirelim, gelecekleri için daha mı çok çalışalım. İş Aile için yapılır ama çoğu zaman iş yüzünden aile ihmal edilir. Modern çağın belki de en büyük ironisi budur. İnsan hayatında en sık karşılaştığı ama en zor cevapladığı ikilemdir. Gün sonun da, çocuk büyümüş olur, Anne Baba yaşlanmış olur, sağlık sinyal vermeye başlar ve biz “keşkelerle” tüketiriz kalan ömrümüzü. Bu yaşımda ancak öğrenebildiğim bir şey varsa o da, “Hayat öncelik koyma sanatı” dır.
Sadakat mi, adalet mi? iki haklı doğru burada da bizi seçmeye zorlar. Sadakat adına haksızlığı görmezden gelirse, çürüme başlar. Adalet adına insan bağını koparırsa, yalnızlaşır. İşte iki doğru yine kaşı karşıya. Bir çalışan düşünün, patronuna sadık ama işi kötü yapıyor. Diğeri eleştirel ama performansı yüksek. Sadakat mi ödüllendirilmeli, Adaletimi? Eğer adalet olmazsa liyakat ölür. Liyakat ölürse şirket yavaş yavaş çöker. Âmâ sadakat olmazsa da, kötü günde kimse omuz vermez.
Şirketin çıkarı mı, çalışanın refahı mı? Şirket karı maksimize etmek ister. Çalışan güvenlik, ücret artışı ve huzur ister. Patron maliyet kalemi görür. Çalışan emek ve değer görmek ister. Burada iki doğru karşı karşıya gelir. Şirket der ki: “Rekabet var maliyeti düşürmeliyim. Çalışan der ki: “Hayat pahalı emeğimin karşılığını almalıyım. İkiside de haksız değil. İşte trajedi burada başlar. Çünkü şirket dediğimiz şey soyut bir tabeladan ibaret değil, insan emeğinin organize olmuş hali. Kâr yoksa şirket yoktur Âmâ insan olmadan, şirket var olamaz.
Şirketi büyütmek mi risk almamak mı? Şirketi büyütmek son derece yerinde bir karar. Risk almamakta süper bir karar. İkiside doğru İkiside gerekli. Şirketi büyütmek, Pazar payı, marka değeri, güçlü nakit akışı ve istihdam demek. Çünkü hepimiz biliyoruz. Yerinde sayarsan piyasan ölür. Risk almayalım öyleyse temkinli davranalım, o zamanda fırsatlar kaçıyor geçmiş olsun. Yani demem o ki. Risk almamak çoğu zaman güvenlidir. “Âmâ Risk almamak ta bir risktir”. Tabiki ölçerek, dağıtarak veya sigortalayarak vesselam.
Ve İlkbahar
İnsan ruhunun doğayla yeniden birleşmesi an meselesi, ilkbahar yanı başımızda.
Emily Dickinson un bakışıyla
Bir çayır oluşturmak için bir yonca ve bir arı yeterlidir/bir yonca ve bir arı/ve yeniden doğuş/arılar azsa/sadece hayal kurmak bile yeterlidir. Der.
William Wordsworth ise Kalbim hazla dolar Ve nergislerle birlikte dans eder. Diye devam eder.
Rainer Maria Rilke daha içsel bakar. Bahar geri döndü şiir bilen bir çocuk gibi.
Cahit Sıtkı Tarancı ise tüm metafizik kanunlarını hiçe sayar.
Kim bilir ne oldu ne bitti gece uyurken.
Uyandım ki tabiat o değil başkasıdır.
Nerden esiyor bu “şerbet” gibi hava nerden.
Çiçek açmış ağaç “hangi kızın” rüyasıdır.
Bildim bileli bahar “başımın belasıdır.”
İlkbaharı kaçırmayın.
Sakın ola ki, çiçek açan bir ağacı görmeden geçmeyin.
Neşeyle kalın.
Şubat 2026